Uyuşturucu Madde Kullanma ve Bulundurma Suçu (TCK 191): Cezası, KDAE ve Yargılama Süreci

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 191 uyarınca kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak fiilinin cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasıdır. İlk kez bu suçu işleyen şüpheli hakkında doğrudan kamu davası açılmaz; Cumhuriyet savcılığınca zorunlu olarak 5 yıl süreyle Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) ve asgari 1 yıl denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

İçindekiler göster

Türk Ceza Kanunu m. 191 Kapsamında Kullanma Suçunun Unsurları ve Cezası

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanımı, Türk Ceza Kanunu’nun “Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar” başlıklı üçüncü bölümünde, kamu sağlığını ve toplumsal düzeni tehdit eden bir tehlike suçu olarak düzenlenmiştir. Yasa koyucu bu düzenlemeyle yalnızca bireyin fiziksel ve ruhsal varlığını değil; toplumun genel sağlık, güvenlik ve ahlaki dokusunu korumayı amaçlamıştır.

Cezalandırılan Seçimlik Hareketler: Kullanmak, Satın Almak, Kabul Etmek ve Bulundurmak

TCK m. 191/1 fıkrasında düzenlenen eylemler seçimlik hareketli nitelik taşır. Kanun koyucu, suçun tamamlanması için failin uyuşturucu maddeyi bizzat vücuduna zerk etmesini veya tüketmesini tek başına aramamış; kullanım iradesine bağlanan zilyetlik ve tedarik fiillerini de müstakil birer suç unsuru olarak yaptırıma bağlamıştır:

  • Satın Almak: Uyuşturucu veya uyarıcı maddenin mülkiyetinin ya da fiili zilyetliğinin para, kıymetli evrak veya herhangi bir maddi menfaat karşılığı devralınmasıdır. Maddenin fiziki hakimiyet alanına girmesiyle suç tamamlanır.
  • Kabul Etmek: Maddenin bedelsiz olarak, ikram, hediye veya ödünç suretiyle zilyetliğe geçirilmesidir. Karşı tarafın rızasıyla maddenin tasarruf yetkisinin devralınması bu hareketin gerçekleşmesi için yeterlidir.
  • Bulundurmak: Failin uyuşturucu madde üzerinde fiili ve hukuki egemenlik ilişkisini sürdürmesidir. Maddenin failin üzerinde, evinde, aracında, iş yerinde veya kolayca erişebileceği bir saklama alanında yer alması bulundurma kapsamında değerlendirilir.
  • Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Kullanmak: Maddenin ağız, solunum, enjeksiyon veya sair yollarla biyolojik sisteme dahil edilmesidir. Failin üzerinde hiçbir madde ele geçirilemese dahi, biyolojik tahlillerle (kan, idrar veya doku analizleri) yakın geçmişte madde tüketildiğinin kesin bilimsel tespiti halinde suçun bu unsuru gerçekleşir.

Temel Hapis Cezası (2 Yıldan 5 Yıla Kadar) ve Yaptırımın Hukuki Niteliği

Kanunun 191. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, sayılan seçimlik hareketlerden herhangi birini gerçekleştiren kişi 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kanun koyucu bu suç için adli para cezası seçeneği öngörmemiş, doğrudan hapis cezasını kabul etmiştir.

TCK m. 61 uyarınca hâkim; suçun işleniş biçimini, kullanılan maddenin niteliğini, yarattığı tehlikenin ağırlığını ve failin kastının yoğunluğunu değerlendirerek temel cezayı 2 yıl ile 5 yıl arasında belirler. Ancak bu yaptırım, soruşturma evresindeki özel dava engeli ve erteleme rejimine tabidir.

Zorunlu Erteleme Mekanizması: 5 Yıllık KDAE ve Denetimli Serbestlik Süreci

Uyuşturucu madde kullanma suçu, ceza muhakemesinde failin derhal cezalandırılmasından ziyade rehabilite edilmesini ve tedavi yoluyla topluma kazandırılmasını merkeze alan özel bir muhakeme rejimine bağlanmıştır.

Savcılığın Erteleme Kararı Verme Zorunluluğu ve 5 Yıllık Denetim Süresi

TCK m. 191/2 uyarınca, bu suçtan dolayı yürütülen soruşturmada Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkında doğrudan kamu davası açamaz. Şüpheli hakkında daha önce aynı suçtan verilmiş derdest bir denetim süreci veya KDAE kararı bulunmadığı takdirde, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine (KDAE) karar verilmesi kanuni bir zorunluluktur. Savcılığın bu hususta takdir yetkisi bulunmamakta olup, karar bağlı yetki çerçevesinde tesis edilir.

Erteleme süresi, KDAE kararının şüpheliye usulüne uygun tebliği ile başlar. Bu beş yıllık süre zarfında dava açılma riski askıya alınır ve kişi denetim altına alınır.

Denetimli Serbestlik Tedbirleri: Biyolojik Tahliller ve Tedavi Yükümlülüğü

TCK m. 191/3 hükmü uyarınca, erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık periyotlarla en fazla bir yıl daha (toplamda 2 yıla kadar) uzatılabilir. Denetim süreci şu temel yükümlülükleri içerir:

  • Tıbbi Değerlendirme ve Tedavi: Şüpheli, AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezi) veya yetkili sağlık kurumlarına sevk edilir. Bağımlılık derecesi tespit edilerek arındırma ve tıbbi takip süreci işletilir.
  • Periyodik Biyolojik İnceleme (İdrar ve Kan Analizleri): Sağlık kuruluşu ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğü tarafından belirlenen takvimde düzenli veya habersiz idrar örnekleri verilir. Bu tahlillerin negatif (temiz) çıkması denetimin başarı şartıdır.
  • Psikososyal Destek ve Görüşmeler: SAMBA (Sigara, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Programı) kapsamında bireysel görüşmelere, vaka sorumlusu rehberlik seanslarına ve grup seminerlerine mazeretsiz katılım zorunludur.

Erteleme Kararının İhlali: Yükümlülüklere Uymama ve Israr Şartı

TCK m. 191/4 hükmü gereğince, erteleme süresi içerisinde şüphelinin aşağıdaki eylemleri gerçekleştirmesi KDAE kararının ihlali kabul edilir ve kamu davasının açılması sonucunu doğurur:

  1. Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uymamakta ısrar etmesi,
  2. Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
  3. Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik kararlarında “ısrar şartı” katı usuli güvencelere bağlanmıştır. Randevuya veya tahlile mazeretsiz katılmayan şüpheliye, eyleminin yasal sonuçlarını açıkça ihtar eden resmi uyarı tebligatı yapılmalıdır. Bu tebligata rağmen ikinci kez geçerli bir mazeret sunulmaksızın yükümlülüğün ihlal edilmesi halinde “ısrar” şartı gerçekleşmiş sayılır. Usulüne uygun iki haklı ihtar yapılmadan doğrudan kamu davası açılması halinde, mahkemelerce durma kararı verilerek dosya savcılığa iade edilmektedir.

Erteleme süresi içinde şüphelinin yeniden madde kullandığının tespit edilmesi (örneğin idrar tahlilinin pozitif çıkması veya üzerinde madde yakalanması) halinde, yeni eylem ayrı bir soruşturma konusu yapılmaz; mevcut erteleme kararının ihlali sayılarak doğrudan ilk fiilden ötürü Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılır.

Kullanmak İçin Bulundurma (TCK 191) ile Uyuşturucu Ticareti (TCK 188) Ayrımında Yargıtay’ın 5 İlkesel Kriteri

Ceza yargılamalarında en temel hukuki nitelendirme uyuşmazlığı, eylemin TCK m. 191 kapsamındaki kullanma suçu mu (2-5 yıl hapis) yoksa TCK m. 188/3 kapsamındaki uyuşturucu madde ticareti suçu mu (asgari 10 yıl hapis ve bin günden yirmi bin güne kadar adli para cezası) olduğu noktasında ortaya çıkmaktadır.

Hukuki Kriter TCK 191: Kullanmak İçin Bulundurma TCK 188: Uyuşturucu Madde Ticareti
Madde Miktarı Failin kişisel günlük/yıllık gereksinim sınırları dahilinde Kişisel kullanım sınırını aşan, ticari hacim oluşturan miktar
Paketleme ve Saklama Tek parça, blok veya tek kavanoz/kap içinde muhafaza Satışa hazır çok sayıda fişek, alüminyum folyo, kilitli poşet
Yan Ekipmanlar Tüketim araçları (çarşaf, nargile, sarma aparatı vb.) Hassas terazi, ambalaj malzemeleri, borç/müşteri çetelesi
Biyolojik Tahlil Kan ve idrar testlerinde etken madde genelde pozitif Tahliller sıklıkla negatif; fail madde kullanıcısı değil
Maddi Durum Orantısı Maddenin değeri failin meşru geliriyle orantılı Gelirle açıklanamayan değerde stok ve kaynağı belirsiz nakit

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında, eylemin kullanma kastına mı yoksa ticaret kastına mı dayandığı aşağıdaki beş ilkesel ölçüt üzerinden denetlenmektedir:

1. Miktar Kriteri: Kişisel Tüketim Eşikleri ve Adli Tıp Kriterleri

Failin tasarrufunda bulunan uyuşturucu maddenin kişisel gereksinimi aşacak miktarda olması halinde, aksine kesin delil yoksa ticaret kastıyla bulundurulduğu karine olarak kabul edilir. Adli Tıp Kurumu’nun bilimsel verilerine dayanan yerleşik içtihatlara göre:

  • Esrar Maddesi: Günlük 2-3 kez ve her seferinde 1-1,5 gram tüketim esası üzerinden, bir kullanıcının yıllık kişisel kullanım sınırının net 600-700 gram esrar olduğu kabul edilmektedir. Bu miktarın altında kalan tutarlar, aksine delil bulunmadıkça kullanım sınırları dahilinde değerlendirilir.
  • Sentetik ve Kimyasal Maddeler: Eroin, kokain, metamfetamin ve sentetik kannabinoid (bonzai) gibi yüksek bağımlılık yapan kimyasallarda günlük tüketim miligram seviyelerinde olduğundan, kişisel kullanım sınırları esrara kıyasla çok daha düşüktür. Net etken madde oranına göre birkaç gram dahi ticaret suçlamasına dayanak yapılabilmektedir.

2. Maddenin Saklanma Biçimi: Fişekleme ve Bölünmüşlük Durumu

Uyuşturucu maddenin saklanış şekli kastın belirlenmesinde somut bir göstergedir. Maddenin evde tek parça veya büyük bir kap içerisinde tutulması kişisel kullanım iradesine işaret eder. Buna karşın maddenin; eşit gramajlarda küçük kağıtlara sarılmış (fişeklenmiş), küçük kilitli poşetlere paylaştırılmış veya alüminyum folyolar içerisine satışa hazır vaziyette bölünmüş halde ele geçirilmesi, Yargıtay tarafından ticaret kastının varlığına dair güçlü delil kabul edilmektedir.

3. Maddenin Bulundurulduğu Yer ve Ortam Faktörü

Maddenin failin ikametgahında, yatak odasında veya kişisel eşyaları arasında bulunması kullanım savunmasını desteklerken; okul önlerinde, umuma açık parklarda, eğlence merkezlerinin girişlerinde, aracın kapı döşemeleri veya hava kanalları gibi gizli bölmelerinde (zula) ele geçirilmesi ticaret karinesini güçlendirir.

4. Yan Delillerin Varlığı: Hassas Terazi, Paketleme Malzemesi ve Çetele

Uyuşturucu maddenin yanında ele geçirilen ikincil eşyalar suç vasfının tayininde belirleyicidir. Arama neticesinde;

  • Üzerinde uyuşturucu kalıntısı tespit edilen miligramlık hassas terazi,
  • Çok sayıda boş kilitli torba ve kesilmiş folyo ruloları,
  • İsim, rumuz ve para tutarlarının yazılı olduğu alacak-verecek kayıtları (çetele),
  • Küçük kupürler (100 TL, 200 TL vb.) halinde destelenmiş yüksek tutarlı nakit para bulunması durumunda, ele geçen madde az miktarda olsa dahi fiil doğrudan TCK 188 uyuşturucu madde ticareti kapsamında soruşturulur.

5. Failin Kullanıcı Profili ve Biyolojik Analiz

Failin yakalandığı anda alınan kan, idrar veya saç örneklerinde uyuşturucu etken maddesine rastlanması (pozitif tahlil sonucu), kişinin kullanıcı olduğunu doğrular. Tahlil sonucunun negatif çıkması ve şüphelinin geçmişinde uyuşturucu kullanımına dair hiçbir tıbbi bulgu olmaması, kullanım savunmasının inandırıcılığını zayıflatarak ticaret iddiasını kuvvetlendirir.

Ceza Muhakemesi Hukukunda Arama Kararı ve Hukuka Aykırı Delil Sorunu (CMK m. 116-120)

Uyuşturucu yargılamalarında mahkûmiyetin temel dayanağını kolluk tarafından yapılan arama işlemi neticesinde ele geçirilen madde oluşturur. Ancak Türk ceza muhakemesinde, maddi gerçeğe hukuka aykırı yöntemlerle ulaşılamaz. Hukuka aykırı biçimde elde edilmiş deliller yargılamada hükme esas alınamaz.

Önleme Araması ile Adli Arama Kararı Ayrımı: Kolluğun Yetki Sınırları

Uygulamada kolluk görevlileri, idari nitelikteki genel “önleme araması kararlarına” dayanarak kişilerin araçlarında veya üstlerinde derinlemesine adli aramalar yapabilmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları gereğince; somut bir suç şüphesinin doğduğu andan itibaren önleme araması yapılamaz. Suç şüphesinin ortaya çıkmasıyla birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 116-119 hükümleri devreye girer. Buna göre hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yetkili Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri bulunmaksızın;

  • Kişinin giysilerinin çıkartılarak kaba üst yoklamasının ötesine geçilmesi,
  • Aracın dışarıdan görünmeyen kapalı bölmelerinin (torpido, bagaj, döşeme altları vb.) açılması,
  • Kişisel çanta veya kilitli valizlerin aranması hukuka aykırıdır.

Hukuka Aykırı Arama Sonucu Ele Geçirilen Maddelerin Hükme Esas Alınamaması

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38/6 fıkrası “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez” amir hükmünü taşır. Bu anayasal prensip, CMK m. 217/2’de “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir” ve CMK m. 206/2-a’da “Ortaya konulması istenilen bir delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur” düzenlemeleriyle güvence altına alınmıştır.

Usulüne uygun bir adli arama kararı olmaksızın ele geçirilen uyuşturucu madde, “zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” ilkesi uyarınca hukuka aykırı delil teşkil eder. Sanığın soruşturma aşamasında suçu ikrar etmiş olması dahi, hukuka aykırı yollarla elde edilen delili meşrulaştırmaz. Hukuka aykırı delil dosyadan ayıklandığında başkaca somut delil kalmıyorsa, fail hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi zorunludur.

TCK m. 192 Kapsamında Uyuşturucu Suçlarında Etkin Pişmanlık Hükümleri

Kanun koyucu, uyuşturucu suçlarıyla mücadelede kamu sağlığını koruma gayesiyle, failin tedaviye yönelmesini veya suç şebekelerinin ortaya çıkarılmasını etkin pişmanlık hükümleriyle teşvik etmiştir.

Soruşturma Başlamadan Önce Tedavi Başvurusu (TCK 192/4 – Cezasızlık Hali)

TCK m. 192/4 hükmü, kullanmak için uyuşturucu madde bulunduran veya kullanan kişi için mutlak bir cezasızlık hali öngörmüştür:

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında resmi makamlar tarafından henüz soruşturmaya başlanılmadan önce, adli makamlara veya yetkili sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi edilmesini isterse, kendisi hakkında cezaya hükmolunmaz.

Sağlık kuruluşuna yapılan bu başvuru sebebiyle sağlık personeli açısından TCK m. 280 kapsamındaki “suçu bildirmeme” yükümlülüğü doğmaz. Bu hükümden yararlanılabilmesi için resmi makamlarca somut olaya ilişkin adli soruşturmanın henüz başlatılmamış olması ve başvurunun samimi bir tedavi iradesine dayanması şarttır.

Yakalama Sonrası Maddenin Kaynağını veya Satıcıyı Bildirme (TCK 192/3)

Hakkında soruşturma başlatılan veya yakalanan fail; uyuşturucu maddenin nereden, kimden temin edildiğini, satıcısını veya suç ortaklarını resmi makamlara bildirerek suçun ortaya çıkarılmasına veya diğer suçluların yakalanmasına hizmet ve yardımda bulunursa cezasında indirim uygulanır.

TCK m. 192/3 uyarınca yapılacak indirim oranı, failin verdiği bilginin niteliğine, doğruluğuna ve adli makamlarca sağlanan somut faydaya göre dörtte birden yarısına kadar belirlenir. Failin soyut, asılsız veya zaten emniyet birimlerince bilinen verileri aktarması bu indirimden yararlanmasını sağlamaz; bilginin somut yakalama ve delillendirmeye zemin hazırlaması aranır.

Yargılama Usulü, Görevli Mahkeme ve Dava Zamanaşımı

KDAE kararının ihlali veya denetim süresi içinde yeni bir suç işlenmesi halinde ceza davası aşaması başlar ve dosya Asliye Ceza Mahkemesine intikal eder.

Görevli ve Yetkili Mahkeme

TCK m. 191 kapsamındaki kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunda görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun m. 11 uyarınca Asliye Ceza Mahkemesi‘dir. Yetkili mahkeme ise CMK m. 12 gereğince suçun işlendiği yer (maddenin ele geçirildiği veya tüketildiği mahal) Asliye Ceza Mahkemesidir.

Basit Yargılama Usulünün (CMK m. 251) Uygulanabilirliği

Kullanma suçunun üst sınırı 5 yıl hapis cezası olduğundan, CMK m. 251 kapsamında mahkemece duruşma açılmaksızın Basit Yargılama Usulü uygulanabilir. Bu usulde dosya üzerinden savunma ve beyanlar toplanarak hüküm kurulur. Basit yargılama usulü sonucunda mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, hesaplanan net ceza üzerinden kanun gereğince dörtte bir (1/4) oranında indirim uygulanır. Sanık veya müdafiinin bu karara süresi içinde itiraz etmesi durumunda duruşma açılarak genel yargılama usulüne geçilir.

Dava Zamanaşımı Süresi ve KDAE Süresince Zamanaşımının Durması

TCK m. 66/1-e bendi gereğince, beş yıldan fazla olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda asli dava zamanaşımı süresi 8 yıldır. Çeşitli kesen sebeplerin varlığı halinde bu süre azami 12 yıla (olağanüstü zamanaşımı) kadar uzayabilir.

TCK m. 191/7 ve CMK m. 171/3 uyarınca; şüpheli hakkında KDAE kararı verildiğinde, 5 yıllık erteleme süresi boyunca dava zamanaşımı durur. Erteleme kararının ihlal edilmesi üzerine kamu davası açıldığında, zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye devam eder.

KDAE ve Mahkûmiyet Kararının Adli Sicil, Memuriyet ve Güvenlik Soruşturmasına Etkisi

Bu suç isnadıyla karşılaşan kişilerin en çok endişe duyduğu konuların başında adli sicil kaydı ve kamu görevine giriş koşulları gelmektedir.

KDAE Kararı Sabıka Kaydına İşler mi? (Özel Sicil Kaydı Ayrımı)

Cumhuriyet savcılığınca verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesi (KDAE) kararı ve denetimli serbestlik tedbirleri, e-Devlet üzerinden veya adliyelerden alınan standart Adli Sicil Kaydına (sabıka kaydına) kesinlikle işlemez.

5352 sayılı Adli Sicil Kanunu m. 6/2 hükmü gereğince, KDAE kararları ancak yürütülen bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcılığı tarafından talep edilmesi halinde verilmek üzere bu amaca özgülenmiş özel bir sisteme (ayrı bir kütüğe) kaydedilir. Dolayısıyla özel sektör iş başvurularında sunulan adli sicil belgelerinde KDAE kaydı görünmez.

657 Sayılı DMK ve Güvenlik Soruşturması Açısından Hukuki Sonuçlar

Devlet memurluğuna girişte 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 48/A-5 bendinde yer alan genel şartlar incelenir:

  • KDAE Aşamasında: KDAE kararı kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığından, masumiyet karinesi gereği memuriyete doğrudan kanuni bir engel oluşturmaz. Ancak 7315 sayılı Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu kapsamında yapılan güvenlik incelemelerinde emniyet birimlerince bu kayıtlar tespit edilebilmektedir. İdare tarafından yalnızca KDAE kaydı gerekçe gösterilerek atamanın yapılmaması durumunda, İdare Mahkemelerinde yürütmenin durdurulması istemli iptal davası açılması gerekir. Danıştay’ın yerleşik içtihatları, kesinleşmiş bir mahkûmiyet olmaksızın atamanın reddedilmesini hukuka aykırı bulmaktadır.
  • Mahkûmiyet Durumunda: Ertelemenin ihlali neticesinde açılan davada 1 yıldan fazla hapis cezası verilmesi ve bu cezanın ertelenmemesi halinde 657 sayılı Kanunun 48/A-5 maddesi uyarınca memuriyet şartları kaybedilir. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı verilmesi durumunda ise idari yargı kararları doğrultusunda her somut olay kendi koşullarında değerlendirilir.

Uyuşturucu Madde Kullanma Suçu ile İlgili Sıkça Sorulan Sorular

Üzerimde uyuşturucu madde yakalandı, doğrudan cezaevine girer miyim?

Hayır. İlk kez kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma fiilinde Cumhuriyet savcılığı TCK m. 191/2 uyarınca zorunlu olarak Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (KDAE) kararı verir. Kişi cezaevine girmez; asgari 1 yıl süreyle denetimli serbestlik programına tabi tutulur. Tedavi ve denetim yükümlülüklerine eksiksiz uyulması halinde 5 yıl sonunda dosya dava açılmaksızın takipsizlikle kapatılır.

Denetimli serbestlik sürecinde idrar testinin pozitif çıkması durumunda ne olur?

Denetimli serbestlik sürecinde verilen idrar veya kan testinin pozitif çıkması, erteleme süresi içinde yeniden uyuşturucu madde kullanıldığı anlamına gelir ve KDAE kararının ihlali sayılır. Bu durumda erteleme kararı kaldırılarak şüpheli hakkında Asliye Ceza Mahkemesinde 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası istemiyle kamu davası açılır.

Kişisel kullanım sınırı kaç gramdır ve neye göre belirlenir?

Türk Ceza Kanunu’nda net bir gramaj sınırı belirtilmemiştir; sınır Adli Tıp Kurumu ve Yargıtay içtihatlarıyla tayin edilir. Esrar maddesinde yıllık kişisel kullanım sınırı ortalama net 600-700 gram kabul edilmektedir. Ancak eroin, kokain, metamfetamin ve sentetik kannabinoid gibi kimyasal maddelerde günlük tüketim çok düşük olduğundan, birkaç gram dahi saklanış şekline göre uyuşturucu ticareti (TCK 188) kapsamında değerlendirilebilmektedir.

KDAE ve denetimli serbestlik kararı vize almaya engel teşkil eder mi?

KDAE kararları standart adli sicil (sabıka) kaydında yer almadığından, konsolosluklara sunulan adli sicil belgelerinde bu kayıt görünmez. Bu durum standart Schengen vizesi başvurularında doğrudan bir engel oluşturmaz. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere veya Kanada gibi detaylı adli geçmiş beyanı ve biyometrik güvenlik taraması talep eden ülkelerde, adli kayıtların beyan edilmesi gerekebilir; vize verilmesi ilgili konsolosluğun takdirindedir.

Picture of Av. Mustafa İşleyen

Av. Mustafa İşleyen

Av. Mustafa İşleyen, 2006 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş, 2009 yılında Antalya Barosu'na kayıtlı olarak avukatlık mesleğine başlamıştır. 2015 yılında kurduğu İşleyen Hukuk Bürosu bünyesinde; kamu ve özel hukuk alanlarında hukuki faaliyetlerini sürdürmektedir.
İletişim & Randevu İŞLEYEN HUKUK BÜROSU
error: Content is protected !!
Antalya Avukat Mustafa İşleyen-İşleyen Hukuk ve Danışmanlık logosu