Tam Yargı Davası Nedir, Nasıl Açılır? (İdari Tazminat Davası Rehberi)

Tam yargı davası; idarenin hukuka aykırı bir işlemi veya eylemi nedeniyle kişisel hakkı doğrudan ihlal edilenlerin uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle idare mahkemelerinde açtıkları bir idari tazminat davasıdır. 2577 sayılı İYUK m. 2/1-b uyarınca açılan bu dava, idarenin mali sorumluluğunu denetleyen sübjektif bir eda davasıdır.
İçindekiler göster

İptal Davası ile Tam Yargı Davası Arasındaki Temel Farklar

İdari yargı alanında idarenin hukuka aykırı tasarruflarına karşı öngörülen iki temel dava türü mevcuttur: İptal davası ve tam yargı davası. İptal davası, idari işlemin geçmişe etkili şekilde hukuk aleminden kaldırılmasını sağlayarak hukuka uygunluğu amaçlayan objektif bir dava iken; tam yargı davası, idarenin işlem veya eyleminden kaynaklanan şahsi zararların giderilmesini hedefleyen eda davasıdır. İptal davası açabilmek için işlemin davacının menfaatini ihlal etmesi yeterliyken, tam yargı davasında davacının meşru ve güncel bir hakkının doğrudan doğruya ihlal edilmiş olması dava şartıdır.

Hukuki Ölçüt İptal Davası Tam Yargı Davası
Davanın Amacı Hukuka aykırı idari işlemin iptal edilerek hukuk düzeninden geriye yürür şekilde kaldırılması. İdarenin işlem veya eyleminden doğan maddi ve manevi zararların tazmini veya bir hakkın iadesi.
Dava Ehliyeti İşlem ile davacı arasında meşru, kişisel ve güncel bir “menfaat ihlali” bağı. Davacının malvarlığı veya şahıs varlığına ait “hakkının doğrudan ihlal edilmesi”.
Hükmün Niteliği İnşai (yenilik doğurucu) niteliktedir; işlemi geçmişe etkili olarak yok hükmüne getirir. Eda hükmü içerir; belirli bir miktarın veya hakkın davacıya verilmesini emreder.
Zorunlu Ön Başvuru Kural olarak doğrudan açılır; 2577 sayılı İYUK m. 11 başvurusu ihtiyaridir. İdari eylemlerden kaynaklanan zararlarda İYUK m. 13 uyarınca ön karar başvurusu zorunlu dava şartıdır.

İdari İşlemden Doğan Zararlarda Dava Açma Seçenekleri (İYUK m. 12)

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesi, bir idari işlem sebebiyle hakları ihlal edilen ilgililere üç farklı usuli imkan tanımaktadır:

  • Birlikte Dava Açma: İlgililer, tek bir dava dilekçesi tanzim ederek idari işlemin iptali ile bu işlem nedeniyle doğan zararın tazmini (tam yargı davası) talebini birlikte ileri sürebilirler.
  • Önce İptal, Sonra Tazminat Davası Açma: İlgililer doğrudan tam yargı davası açmaksızın yalnızca işlemin iptali istemiyle dava açabilirler. İptal davasının kabulle sonuçlanması üzerine, bu kararın tebliğinden veya kanun yolları açık ise kesinleşmesinden itibaren genel dava açma süresi (60 gün) içinde tam yargı davası açılabilir.
  • İşlemin İcrası Tarihinden İtibaren Dava Açma: İptal davası açılmamış olsa dahi, idari işlemin icrası sebebiyle hakları ihlale uğrayanlar, icra tarihinden itibaren genel dava açma süresi içinde doğrudan doğruya tam yargı davası ikame edebilirler.

İdari Eylemlerde Dava Öncesi Zorunlu Başvuru Usulü ve Hak Düşürücü Süreler (İYUK m. 13)

İdarenin fiziksel eylemleri, ihmalleri veya icrai fiilleri (örneğin kamusal yol bakım eksikliği, hekim müdahalesi hatası, kolluk kuvveti fiili) neticesinde bir zarar doğmuşsa, doğrudan idare mahkemesinde dava açılamaz. İYUK m. 13 uyarınca zararın tazmini amacıyla ilgili idareye yazılı başvuruda bulunarak bir “ön karar” alınması zorunlu bir dava şartıdır.

1 Yıllık ve 5 Yıllık Hak Düşürücü Başvuru Süreleri

İdari eylemler nedeniyle zarara uğrayan ilgililer:

  • Eylemi ve doğurduğu zararı öğrendikleri tarihten itibaren 1 (bir) yıl içinde,
  • Ve her halükarda eylemin gerçekleştiği tarihten itibaren 5 (beş) yıl içinde ilgili idareye yazılı dilekçeyle başvurarak uğradıkları zararın tazminini talep etmek zorundadırlar.

Bu süreler zamanaşımı olmayıp, kamu düzenine ilişkin hak düşürücü sürelerdir; mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen dikkate alınır. Tıbbi müdahaleler veya bedensel yaralanmalar gibi süregelen zararlarda, 1 yıllık öğrenme süresi maluliyet oranının ve kalıcı hasarın kesinleştiği nihai sağlık kurulu raporu tarihinden itibaren başlatılır.

İdarenin Cevap Süresi ve Zımni Ret Hükmü

İdareye usulüne uygun şekilde yapılan tazminat başvurusunun ardından süreç şu kanuni aşamalara tabidir:

  • İdare, başvuru tarihinden itibaren 30 gün içinde istem hakkında bir karar vermek zorundadır.
  • İdare başvuruyu açıkça ve yazılı olarak reddederse, ret kararının tebliğini izleyen günden itibaren 60 günlük genel dava açma süresi içinde tam yargı davası açılır.
  • İdare 30 gün içinde herhangi bir cevap vermezse, bu sürenin bittiği an itibarıyla talep zımnen reddedilmiş sayılır. Davacı, zımni ret sayılan 30 günün bittiği tarihten itibaren 60 gün içinde yetkili idare mahkemesinde davasını açmalıdır.

Zorunlu Başvuru Yapılmadan Dava Açılmasının Hukuki Sonucu

İdari eylemden kaynaklanan zararlarda idareye müracaat edilmeksizin doğrudan dava açılması halinde dava esastan reddedilmez. 2577 sayılı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi gereğince mahkeme “idari merci tecavüzü” kararı vererek dava dilekçesini görevli idareye tevdi eder. Mahkemenin tevdi kararıyla dilekçenin idareye ulaştığı gün, idareye yapılan resmi başvuru tarihi olarak kabul edilir ve idarenin 30 günlük cevap süresi işlemeye başlar.

İdarenin Hukuki Sorumluluğunun Esasları: Hangi Hallerde Tazminata Hükmedilir?

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 125. maddesi son fıkrası gereğince; idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. İdarenin bu sorumluluğu genel olarak hizmet kusuruna, istisnai olarak ise kusursuz sorumluluk ilkelerine dayanır.

1. Hizmet Kusuru (Kusurlu Sorumluluk)

Danıştay‘ın yerleşik ve ilkesel içtihatlarına göre hizmet kusuru; kamu hizmetinin kuruluşunda, teşkilatlanmasında, personel istihdamında veya işleyişinde meydana gelen aksaklık, düzensizlik veya yetersizlikleri ifade eden anonim nitelikli bir kusurdur. Hizmet kusuru üç görünümde gerçekleşir:

  • Hizmetin Hiç İşlememesi: İdarenin yürütmekle yasal olarak görevli kılındığı bir hizmeti hiç yerine getirmemesi halidir (örneğin kamuya açık güzergahlarda can ve mal emniyetini tehdit eden tehlikelerin bertaraf edilmeyip tedbir alınmaması).
  • Hizmetin Geç İşlemesi: Kamu hizmetinin somut olayın vahametine ve mevzuatın emrettiği makul sürelere uygun yürütülmeyerek gecikmesi (örneğin acil yardım çağrısına veya yangın ihbarına mevzuat standartlarına aykırı biçimde geç müdahale edilmesi).
  • Hizmetin Kötü İşlemesi: Kamu hizmetinin fenne, tıp bilimine, tekniğe veya hizmet gereklerine aykırı icra edilmesi (örneğin kamu hastanesinde uygulanan teşhis veya cerrahi operasyonda tıp standartlarının ihlal edilmesi).

2. İdarenin Kusursuz Sorumluluğu

Kusursuz sorumluluk hallerinde, idarenin somut faaliyeti icra ederken herhangi bir ihmali veya kusuru bulunmasa dahi, kamu hizmetinin doğası gereği üçüncü kişilerin uğradığı zararlar idarece tazmin edilir:

  • Risk (Tehlike) İlkesi: İdarenin bünyesinde tehlikeli faaliyetler yürütmesi, patlayıcı madde, tehlikeli tesis ve gereçler kullanması nedeniyle ortaya çıkan zararlardan idare, kusuru aranmaksızın sorumludur.
  • Fedakarlığın Denkleştirilmesi İlkesi: Kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yürütülen meşru bir faaliyet sebebiyle toplumun geneli yarar sağlarken, belirli bir kişinin mülkiyet veya hak kaybına uğraması halinde bu özel zararın kamu bütçesinden karşılanmasıdır.

3. İdarenin Sorumluluğunu Bertaraf Eden veya Azaltan Unsurlar

İdarenin hukuki sorumluluğunun doğabilmesi için zararlı fiil ile meydana gelen zarar arasında uygun bir illiyet (nedensellik) bağı bulunmalıdır. İlliyet bağını kesen veya hafifleten durumlar şunlardır:

  • Mücbir Sebep: İdarenin iradesi ve denetimi dışında gerçekleşen, önceden öngörülmesi ve önlenmesi mutlak surette imkansız olan harici ve olağanüstü olaylardır (beklenmeyen şiddetteki doğal afetler gibi). Mücbir sebep illiyet bağını tamamen keserek idarenin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırır.
  • Zarar Görenin Müterafik Kusuru: Mağdurun kendi kusurlu, dikkatsiz veya kurallara aykırı hareketi zararın meydana gelmesine veya artmasına yol açmışsa, idarenin ödeyeceği tazminattan hakkaniyet indirimi yapılır; zarar münhasıran mağdurun fiilinden doğmuşsa idarenin sorumluluğu tamamen kalkar.
  • Üçüncü Kişinin Fiili: Zararın doğmasına tamamen idare dışındaki üçüncü bir şahsın eylemi sebebiyet vermişse nedensellik bağı kesilir. Üçüncü kişinin eylemi ile idarenin hizmet kusuru birleşmişse, idare zarardan müteselsilen sorumlu olur ve ödediği tutarı kusuru oranında üçüncü kişiye rücu eder.

Görevli ve Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi

İdari yargılama hukukunda görev ve yetki kuralları kamu düzenine ilişkindir. Davanın yanlış yargı kolunda açılması görevsizlik, yanlış yer mahkemesinde açılması ise yetkisizlik kararlarına sebebiyet vererek dava sürecini uzatır.

İdari Yargı ile Adli Yargı Arasındaki Görev Sınırları

Kural olarak idarenin kamusal yetkilerini kullanarak tesis ettiği işlemler ve kamu hizmeti sırasında gerçekleştirdiği idari eylemlerden doğan davalar İdare Mahkemelerinde görülür. Ancak şu istisnalar uygulamada önem arz eder:

  • Kamu Görevlisinin Kusuru (Anayasa m. 129/5): Kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken işledikleri eylemlerden doğan zararlar için doğrudan kamu personeli aleyhine adli yargıda tazminat davası açılamaz. Dava, Anayasa’nın amir hükmü gereğince ilgili kamu idaresi aleyhine idari yargıda açılmalıdır. İdare, yargılama neticesinde ödediği tazminatı kusurlu personele rücu eder.
  • Fiili Yol Halleri: İdarenin kanuni dayanağı bulunmayan, kamu gücü kullanımına dayanmayan ve mülkiyet hakkına haksız bir saldırı oluşturan eylemlerine (örneğin kamulaştırma kararı bulunmaksızın özel mülke fiilen el atılması) karşı açılacak tazminat davaları adli yargının (Asliye Hukuk Mahkemesi) görevindedir.
  • Kamu Araçlarının Trafik Kazaları: 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 110 uyarınca, kamu idarelerine ait motorlu araçların karıştığı kazalardan kaynaklanan tazminat talepleri adli yargıda görülür. Buna karşın, yol yapım ve bakım eksiklikleri veya sinyalizasyon arızası gibi altyapı hizmet kusurlarından kaynaklanan kazalarda görevli merci İdare Mahkemesidir.

Yetkili İdare Mahkemesi (İYUK m. 36)

Tam yargı davalarında özel yetki kuralları genel yetkiden önce gelir. İYUK m. 36 uyarınca yetkili mahkeme:

  • Zarara sebebiyet veren idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili idare mahkemesi,
  • İdari eylemlerden kaynaklanan davalarda, eylemin yapıldığı yer idare mahkemesi,
  • Hizmetin yürütüldüğü veya zararın meydana geldiği yer idare mahkemesi,
  • Taşınmaz mallara ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan davalarda taşınmazın bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Dava Açma Süresi ve Zamanaşımı Hesabı

2577 sayılı Kanun’un 7. maddesi uyarınca idare mahkemelerinde genel dava açma süresi 60 gündür. Sürelerin başlangıç tarihleri uyuşmazlığın kaynağına göre belirlenir:

  • İdari Eylemlerde: İYUK m. 13 gereğince idareye yapılan başvurunun idarece yazılı olarak reddi halinde ret kararının tebliğinden itibaren; 30 günlük süre içinde cevap verilmeyerek zımni ret gerçekleşmesi halinde 30 günlük sürenin bittiği tarihi izleyen günden itibaren 60 gün içinde dava açılmalıdır.
  • İdari İşlemlerde: Hukuka aykırı idari işlemin tebliğ edildiği tarihi takip eden günden itibaren doğrudan 60 gün içinde tam yargı davası açılır. İYUK m. 11 uyarınca üst makama başvuru yapılmışsa, başvuru tarihi ile ret/zımni ret tarihi arasında geçen süre işlemekte olan dava açma süresini durdurur.

Adli Tatilin Dava Açma Sürelerine Etkisi (İYUK m. 8)

İdari yargıda her yıl 20 Temmuz – 31 Ağustos tarihleri arasında adli tatil uygulanır. Dava açma süresinin son günü adli tatile rastlarsa, bu süre İYUK m. 8/3 uyarınca adli tatilin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzar. Dolayısıyla bu durumdaki davalar en geç 7 Eylül mesai bitimine kadar açılabilir.

Tazminat Miktarının Hesaplanması, Miktar Artırımı (Islah) ve Faiz Esasları

Tam yargı davasında davacı, malvarlığında meydana gelen reel eksilmeler için maddi tazminat, kişilik haklarının veya bedensel bütünlüğünün ihlali sebebiyle maruz kaldığı ızdırap için manevi tazminat talep edebilir.

Maddi ve Manevi Tazminat Kapsamı

  • Maddi Tazminat: Tedavi, protez, ameliyat masrafları gibi doğrudan giderler ile çalışma gücünün kısmen veya tamamen kaybından kaynaklanan geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatını ve vefat halinde geride kalanların talep ettiği destekten yoksun kalma tazminatını kapsar. Tazminat tutarı mahkemece atanan aktüerya ve tıp bilirkişileri tarafından hazırlanan raporlarla saptanır.
  • Manevi Tazminat: Vücut bütünlüğü zedelenen veya yakınını kaybeden kişinin duyduğu elem ve manevi yıkımı gidermeyi amaçlar. Danıştay’ın ilkesel kararlarına göre manevi tazminat bir zenginleşme ya da ceza aracı olamaz; ancak idarenin kusurunun ağırlığını karşılayacak ve mağdurda adalet duygusu yaratacak ölçüde hakkaniyete uygun tayin edilmelidir.

Bilirkişi Raporu Sonrası Miktar Artırımı (İYUK m. 16/4)

Dava açılırken maddi zararın kesin boyutunun tam olarak belirlenemediği durumlarda, davacı dilekçesinde kısmi bir talep tutarı göstererek davasını açabilir. Bilirkişi raporunun tanzim edilip taraflara tebliğ edilmesinin ardından, 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrası gereğince mahkemece verilen süre içerisinde miktar artırım dilekçesi verilerek ve eksik nispi karar harcı tamamlanarak talep edilen maddi tazminat miktarı artırılabilir.

Danıştay’ın yerleşik içtihatlarına göre; manevi tazminat talepleri sonradan miktar artırımı (ıslah) yoluyla artırılamaz. Manevi tazminat talebinin davanın başında bölünemez biçimde ve kesin olarak dilekçede belirtilmesi yasal zorunluluktur.

Uygulanacak Yasal Faiz ve Faizin Başlangıç Anı

Tam yargı davalarında hükmolunan tazminata yasal faiz işletilir. Faizin başlangıç anı konusunda Danıştay ilkeleri şu ayrımı gözetir:

  • İdari eylemlerden doğan tam yargı davalarında; davacı İYUK m. 13 kapsamındaki ön başvuru dilekçesinde açıkça faiz talep etmişse faiz, idareye başvuru tarihinden itibaren işlemeye başlar. Başvuruda faiz talep edilmemişse, dava açma tarihinden itibaren faiz yürütülür.
  • Bilirkişi raporundan sonra miktar artırım dilekçesiyle artırılan maddi tazminat kısmı için de idareye yapılan ilk başvuruda faiz talep edilmiş olması şartıyla, artırılan kısma idareye başvuru tarihinden itibaren faiz uygulanır.

İdari Yargılama Usulü, Deliller ve İspat Yükü

İdari yargılama usulü, adli yargıdan farklı olarak yazılılık ve re’sen araştırma ilkeleri üzerine kurulmuştur.

Re’sen Araştırma İlkesi (İYUK m. 20)

İdare hakimi, tarafların dilekçelerinde sundukları delillerle bağlı değildir. Davanın esasına ilişkin uyuşmazlığın çözümü için gerekli gördüğü her türlü belge, kayıt, sağlık dosyası ve resmi evrakı ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından re’sen talep etme yetkisine sahiptir. Kamu idareleri, mahkemenin talep ettiği bilgi ve belgeleri 30 gün içinde mahkemeye göndermekle kanunen yükümlüdür.

Duruşma Talebi ve Şartları (İYUK m. 17)

İdari yargıda kural dosya üzerinden inceleme yapılmasıdır. Ancak tam yargı davalarında, dava dilekçesinde veya cevap dilekçelerinde açıkça talep edilmiş olması ve yürürlükteki kanuni parasal sınırı aşması halinde duruşma yapılması zorunludur. Mahkeme, tarafların talebi olmasa dahi lüzum gördüğü hallerde kendiliğinden de duruşma açılmasına karar verebilir.

Mahkeme Kararının İcrası ve Tazminatın Tahsili (İYUK m. 28)

2577 sayılı Kanun’un 28. maddesi uyarınca idare, idare mahkemelerince verilen tam yargı kararlarını gecikmeksizin ve kararın kendisine tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde yerine getirmekle yükümlüdür.

Tazminatın Tahsili Süreci ve İcra Takibi

Tam yargı kararlarının uygulanmasında izlenmesi gereken yasal aşamalar şunlardır:

  • Banka Hesabı Bildirimi Zorunluluğu: İYUK m. 28/2 gereğince, konusu para ödenmesini gerektiren tam yargı davalarında hükmedilen tazminatın tahsili için davacı veya vekili, banka hesap numarasını içeren dilekçeyi mahkeme ilamı ile birlikte davalı idareye tebliğ eder. İdare, bu bildirimden itibaren 30 gün içinde alacağı faiziyle birlikte hesaba ödemek mecburiyetindedir.
  • İlamlı İcra Takibi: İdare, 30 günlük yasal süre zarfında ödemeyi gerçekleştirmezse ilamlı icra takibi başlatılabilir. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu gereği kamu hizmetine tahsisli mallar ile kamuya ait bütçe kaynakları haczedilemez; ancak doğrudan kamu hizmetine tahsis edilmemiş idare hesapları ve serbest ödenekler üzerine haciz uygulanabilir.
  • Kamu Görevlisinin Sorumluluğu: Mahkeme ilamını 30 gün içinde yerine getirmeyen veya kasten geciktiren kamu görevlileri hakkında Türk Ceza Kanunu kapsamında görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma açılabileceği gibi, geç ödemeden doğan faiz ve zararlar nedeniyle memura kişisel sorumluluk davası yöneltilebilir.

Uygulamada En Sık Karşılaşılan Tam Yargı Davası Konuları

Yargı kararlarına en çok yansıyan tam yargı uyuşmazlıkları kamu hizmetlerinin fiili icrasında ortaya çıkmaktadır:

  • Kamusal Sağlık Hizmetleri (Tıbbi Malpraktis): Devlet veya üniversite hastanelerinde gerçekleştirilen cerrahi müdahaleler, hatalı teşhisler, tıp standardına aykırı tedaviler, enfeksiyon kapılması ve aydınlatılmış onam alınmaması neticesinde gelişen zararlarda hizmet kusuru esasına göre dava açılır.
  • Belediye ve Karayolları Altyapı Kusurları: Açık bırakılan su kanalları, rögarlar, yetersiz trafik levhalandırması, aşırı buzlanmaya karşı tuzlama yapılmaması ve yol yapım çalışmalarında yeterli güvenlik şeridi çekilmemesi sebebiyle yaşanan kazalarda idarenin hizmet kusuru bulunur.
  • Güvenlik Faaliyetleri ve Sosyal Risk: Terör eylemleri, kitlesel toplumsal olaylar veya çatışmalar esnasında kişilerin maruz kaldığı zararlar, idarenin doğrudan kusuru kanıtlanamasa dahi Danıştay içtihatlarıyla benimsenen “sosyal risk ilkesi” çerçevesinde kusursuz sorumluluk uyarınca tazmin edilir.

Sıkça Sorulan Sorular

Dava açmadan önce idareye başvurmak zorunlu mudur?

İdari eylemlerden doğan tüm maddi ve manevi zararlarda İYUK m. 13 uyarınca zararın ve eylemin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl ve her halükarda eylemden itibaren 5 yıl içinde ilgili idareye yazılı başvuru yapmak zorunlu dava şartıdır. İdari işlemlerden doğan zararlarda ise doğrudan doğruya iptal ve tam yargı davası açılabilir; ön başvuru zorunlu değildir.

Zarara sebep olan kamu personeline doğrudan dava açılabilir mi?

Hayır. Anayasa’nın 129. maddesinin 5. fıkrası gereğince, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan zararlar için doğrudan memura adli yargıda dava açılamaz. Dava idare aleyhine idari yargıda açılmalıdır. İdare, mahkeme kararıyla tazminat öderse kusurlu personele kusuru oranında rücu eder.

Tazminat miktarı dava açılırken tam olarak bilinmiyorsa ne yapılır?

Maddi zararın kapsamı başlangıçta tam olarak saptanamıyorsa, kısmi bir miktar belirtilerek dava açılır. Bilirkişi raporu mahkemeye ulaştıktan sonra İYUK m. 16/4 uyarınca miktar artırım dilekçesi verilerek nispi harç tamamlanır ve talep edilen maddi tazminat artırılır. Manevi tazminat ise ıslah veya harç tamamlama yoluyla sonradan artırılamayacağından dava başında kesin olarak talep edilmelidir.

Hükmedilen tazminata faiz hangi tarihten itibaren işletilir?

İdari eylem kaynaklı davalarda İYUK m. 13 başvurusunda faiz istenmişse, faiz idareye başvuru tarihinden itibaren başlatılır. Başvuruda faiz istenmemişse veya doğrudan işlem aleyhine açılan davalarda faiz dava tarihinden itibaren işletilir.

İdare mahkemesi kararlarına karşı hangi kanun yollarına başvurulabilir?

İdare mahkemesi nihai kararlarına karşı tebliğden itibaren 30 gün içinde Bölge İdare Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yoluna (İYUK m. 45) başvurulabilir. İstinaf incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı ise İYUK m. 46’da öngörülen kanuni parasal sınırın üzerinde kalan uyuşmazlıklarda 30 gün içinde Danıştay nezdinde temyiz kanun yolu açıktır.

Picture of Av. Mustafa İşleyen

Av. Mustafa İşleyen

Av. Mustafa İşleyen, 2006 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuş, 2009 yılında Antalya Barosu'na kayıtlı olarak avukatlık mesleğine başlamıştır. 2015 yılında kurduğu İşleyen Hukuk Bürosu bünyesinde; kamu ve özel hukuk alanlarında hukuki faaliyetlerini sürdürmektedir.
İletişim & Randevu İŞLEYEN HUKUK BÜROSU
error: Content is protected !!
Antalya Avukat Mustafa İşleyen-İşleyen Hukuk ve Danışmanlık logosu